Durun lütfen yüklemiyor...
Bugün:  cumartesi, 10 aralık, 2016
Deposit percent:  
Armenian dram
14.00%
,
ABD Doları
8.50%
,
Avrupa Euro
7.00%
,
Rus Rublesi
9.50%
Media Monitoring

Olaylar

Özgürlük ve onur, atalarından insafsızca miras kalan bu geçmişi affeden bir gelecekte mümkün

13:20, çarşamba, 23 nisan, 2014

İstanbul’daydım ve Türk arkadaşım C.M., hazırladığı radyo programı için Osmanlı döneminin önde gelen Ermeni yazarı Zabel Yesayan’nın, Birinci Dünya Savaşı sırasında Türk Hükümeti elinde telef olmuş bir buçuk milyon Ermeni’yi anlatan 'Among the Ruins' ('Yıkıntılar Arasında') eserinden okumalar yapacağını söylemişti. Arkadaşım, barışma ruhuyla, halkımın inkârla kirletilmiş tarihini anlatan kitaptan pasajları ana dillerimiz arasında gidip gelerek, hem Türkçe hem de Ermenice birlikte okumamızı önerdi.

Radyoya doğru giderken, kentin her zamankinden daha fazla sayıda Türk bayrağıyla donatılmış olduğunu fark ettim. Arkadaşım 23 Nisan’ın önemli bir gün olduğunu, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olduğunu anlattı. Bu özel günde, Türkiye Meclisi'ndeki koltukların başına çocuklar geçiyor ve sembolik olarak bir günlüğüne ülkeyi onlar yönetiyormuş.

Biz radyoya vardığımızda, hemen önümüzde sekiz-on yaşlarında güzelim bir grup belirdi yanı başlarında öğretmenleriyle. Kendilerine armağan edilen bu özel günü kutlamak için bir okul gezisi düzenlenmişti. Çocukların âdeta bulaşıcı bir kahkahası ve sevinç dolu gözleri vardı. Arkadaşımla çocukları geride bıraktık, stüdyoya geçip ses teknisyenin karşısına kurulduk. Ve vakit kaybetmeden Yesayan’ın kaleminden 1909 Adana katliamı tanıklığını okumaya başladık.

O yayına kulak veren hiç tanımadığım dinleyicilere, bütün bu trajik ve yürek parçalayıcı tasvirleri aktarmaktan bitap düştüm. Halkımın ve atalarımın tarihini en ürpertici ayrıntısına kadar aktarırken bir yandan da duygularımı kontrol altına almaya çalıştım. Sonra arkadaşım başladı önündeki satırları okumaya. ‘’Bebeleri ağlayıp da saklandıkları yeri ele vermesin diye kendi canından olanı boğazlayan analar gördüm.’’* O sırada, az evvel gördüğümüz gruptaki çocuklar, kaydımızı dinleyebilmek için usulca kayıt odasına girdiler. Birazdan bu çocukların kulakları neler duyacak düşüncesinden dehşete kapılarak, oturduğum sandalye ve nefesim dar gelmiş halde arkadaşıma döndüm. Arkadaşımın bakışları beni buldu, çocukları fark etti ve okumayı bıraktı.

İşte bu an için Tanrı’ya hep şükredeceğim.

Zira o anda, o masum çocukların her daim babalarının amellerinin yükünü taşıyacağını, gelecek nesillerin atalarından kendilerine kalan bu mirası göğüsleyeceğini de idrak etmiş oldum.

Bu masum çocukların çoğu, ortak tarihimizde benim atalarımın masum çocuklarını kırıma uğratmış faillerin, bu kırıma seyirci kalanların ya da bunu inkâr edenlerin torunuydular.

Hiçbir ana-baba, öğretmen ya da hükümet açıktan açığa inkâr, kandırma, yanlış bilgi ve yalanlara dayalı bir öğreti içindeyken, milliyetçi ve ırkçı ideolojiler uğruna olan biteni adice yok sayıp karanlığı savunurken, bir korunma hakkı talep edemez. Sadece tek bir gün sembolik de olsa çocukların ülkeyi yönetebilmesi için – bu ne kadar zor olursa olsun - hakikatin yanlarında olması gerekir. Çünkü onlar için kurtuluş, özgürlük ve onur ancak artık toprak olmuş atalarından acımasızca ve insafsızca miras kalan bu geçmişi affeden bir gelecekte mümkündür.

Benim dedem Aristakes Erzurum’da doğmuş. 1915’te, beş yaşındayken, gözleri önünde bir Türk askeri tarafından koparılan babasının kafasını incecik dizleri üstünde taşımış. Kendi çocukları doğduğunda onlara ailesinin yok edilen üyelerinin adlarını koymuş. Annesinin adı olan Marie, babasının adı olan Krikor, erkek kardeşinin adı olan Nichan ve kız kardeşinin adı olan Zabel... Zabel benim annemdir.

7759 | 0
|
Beğen ve abone ol
Facebook
ВКонтакте
MAMUL.am
kar taneleri
11:00, 28.11.2016
597 | 0
18:10, 16.03.2016 (60901)
12:37, 11.03.2016 (6575)